| |
BALKAN ÜLKELERİNDE
MÜSLÜMAN-TÜRK KÜLTÜR MİRASI
OSMANLI
Devleti'nin, Balkanlar'daki hakimiyeti yaklaşık 500 yıl sürmüştür.
Bu uzun dönem boyunca Müslüman-Türk kültürüne ait önemli eserler
inşa edilmiş, bölgenin gayrimüslim halkları da bu zengin kültürden
faydalanmıştır. Osmanlı Devleti imar çalışmalarına büyük önem vermiş;
yollar, köprüler, camiler, medreseler inşa etmiş, ardında sayısız
eser bırakmıştır. Ancak kültür mirası, mimari eserlerle sınırlı
değildir; Balkan topraklarında yerleşen Müslüman-Türk gruplar, beraberlerinde
halk ve tasavvuf edebiyatını, çeşitli sanat kollarını, yeme-içme
kültürünü, daha doğrusu Müslüman-Türk medeniyetinin bütün unsurlarını
bu bölgeye taşımış, yaygınlaştırmış ve günümüze kadar yaşamasını
sağlamışlardır. Örnek olarak Türk yemek kültürüne ait birçok unsur
bugün Balkanlar'da gelenek haline gelmiştir; bu çerçevede pide,
börek, kebap, dolma, somun, gevrek, sarma, helva, boza, salep, kahve,
şerbet, kadayıf, baklava, fincan, bardak, tas, cezve gibi sayısız
kavram Balkan kültürüne geçmiştir. Bugün Balkan ülkelerinde gezen
bir turist, hemen her adımında Osmanlı'dan kalma bir eserle karşılaşmakta,
o kültürün izlerini takip edebilmektedir. Uzun yıllar boyunca ihmal
edilen ve ancak son zamanlarda yeni yeni ilgi görmeye başlayan bu
eserler 500 yıl boyunca kök salmış bir kültürü temsil etmektedir.
2.1. Mimari Eserler
Balkanlar'da, Osmanlı dönemine ait
Türk şehir mimarisinin en güzel örnekleri verilmiştir. Bu çerçevede
şehir merkezlerine cami-mescit, tekke-zaviye ve türbe gibi dini
yapılar; han, bedesten, kervansaray, arasta ve çarşı gibi ticari
yapılar; imaret, hamam, köprü, su kemeri, çeşme ve saat kulesi gibi
sosyal yapılar; mektep, medrese ve kütüphane gibi eğitim merkezleri;
kale, kule-ocak, burç ve tabyalar gibi askeri yapılar inşa edilmiştir.12
Mimari
zenginliğin de İslam ahlakının uluslara kazandırdığı bir vasıf olduğunu
belirtmek gerekir. İslam öncesinde Ortadoğu ve Orta Asya halkları
mimari yönden oldukça geri bir düzeyde olmalarına karşın, İslam
ahlakıyla şereflenmelerinin ardından, diğer pek çok kültürel alanda
olduğu gibi mimari alanında da büyük bir yükseliş yaşamışlardır.
Kuran'da Hz. Süleyman'ın estetik zevkini ve yaptırdığı büyük mimari
eserleri bildiren ayetler tüm Müslümanlar için yol gösterici olmuştur:
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam
dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır
madenini ona sel gibi akıttık... Ona dilediği şekilde kaleler,
heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yaparlardı... (Sebe Suresi, 12-13)
Bu şuurla yapılan
mimari eserleri, İslam tarihinin her döneminde görmek mümkündür.
Osmanlı ise bu alandaki zirveyi temsil etmektedir. Türk mimari tarihinin
ünlü isimlerinden Ekrem Hakkı Ayverdi, uzun araştırmalar sonucunda
yayınladığı Avrupa'da Osmanlı Mimarisi adlı eserinde, Osmanlı'nın
sadece Balkanlar'da 15.787 adet mimari yapı inşa ettiğini ortaya
koymuştur.13 Sadece Bulgaristan'daki mimari
eserlerin sayısı 3399 adettir; bu sayı, 2356 adet cami-mescit, 142
medrese, 273 mektep, 174 tekke-zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam-ılıca-kaplıca,
27 türbe, 24 köprü, 16 kervansaray, 74 çeşme, saat kuleleri, hastaneler,
bedestenler, kütüphaneler ve çeşitli sanat eserlerinden meydana
gelmiştir.14 Günümüzde bu eserlerin büyük
bir kısmı yok olmuştur; orijinal halini koruyan eser sayısı ise
çok azdır.
Vardar Nehri üzerinde, Fatih Sultan
Mehmed Han tarafından yaptırılan Taş Köprü (Fatih Köprüsü).
(solda)
Samokov'da
bir Türk çeşmesi(sağda) |
Bu mimari yapılardan Romanya Babadağ'daki Sarı Saltuk
Türbesi; Arnavutluk Kruya'da Sarı Saltuk Türbesi; Bosna-Hersek Blagay'da
Sarı Saltuk Türbesi; Bulgaristan Obroçişte-Balçık'ta Akyazılı Tekkesi
ve İmareti; Köstendil'de Koca İsnak Paşa Köprüsü, Uludere Harmanlı
Köprüsü; Budapeşte'de Gül Baba Türbesi; Kosova Priştine'de Sultan
Murat Hüdavendigar Türbesi; Üsküp'te Sultan Murat Camii, Kurşunlu
Han; Filibe'de Sultan Murat Hüdavendigar Camii, Karagöz Paşa Medresesi,
Hünkar Hamamı, Şahabeddin Paşa Hamamı; Saraybosna'da Gazi Hüsrev
Bey Camii; Sofya'da Mahmut Paşa Camii ve Kervansarayı, S Şumnu'da
Şerif Halil Paşa Camii, saat kulesi; Yunanistan Kavala'da Mehmet
Ali Paşa Medresesi, yeniden inşa edilen Mostar Köprüsü; Manastır-Bitola,
Pirlepe'de saat kuleleri; Peç'te Kazım Paşa Camii gibi çeşitli örnekler
günümüze kadar ulaşmıştır.. Ancak ne var ki, bu yapıların bazıları
bakımsız ve ihmal edilmiş durumdadırlar. Özellikle Bulgaristan,
Romanya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerdeki eserler, Eski Yugoslavya'da
bulunanlara göre çok daha kötü durumdadır. Türk kültür mirasının
bir parçası olan bu önemli eserler, yok olma tehlikesiyle karşı
karşıyadırlar. İhmal ve bakımsızlığın yanı sıra yıkılmayan bazı
önemli tarihi binaların farklı amaçlarla kullanılması, bilinçsiz
bir şekilde tadilat çalışmalarında bulunulması, eserlerin ideolojik
olarak tahrip edilmesi bu mimari yapıların tükenmesine yol açmaktadır.
Türkiye'nin bu eserlerin restorasyonu ve korunması için girişimde
bulunması, Balkan ülkeleriyle bu konuda iş birliği imkanları araması
son derece isabetli bir politika olacaktır.
Macaristan'da Osmanlı'dan kalan en
büyük mimari eser olan Gazi Kasım Paşa Camii şu anda kilise
olarak kullanılıyor. Caminin kubbesi, Hunyadi Yanoş heykeliyle
yüz yüze Peç'in en kalabalık meydanına bakıyor. (solda)
Macaristan'ın her yerinde Osmanlı'nın izlerine rastlamak mümkün.
İşte, Kanuni döneminde kuşatılmasına rağmen, kışın bastırması
sebebiyle alınamayan, 1596 yılında III. Mehmed tarafından
fethedilen Eğri Kalesi'nden bir görünüm. III. Mehmed, bu zaferden
dolayı, Osmanlı tarihinde "Eğri Fatihi" olarak anılır.(sağda)
|
2.2.Edebiyat Mirası
Balkanlar'da, Osmanlı yönetimi tarafından
sürdürülen imar faaliyetleri, bilim, kültür ve sanat konusunda önemli
ilerlemelere yol açmıştır. Özellikle bu dönemde inşa edilen medrese,
mektep, tekke ve zaviyeler, yeni bilim ve sanat insanlarının yetişmesini
sağlamıştır. Nitekim II. Beyazıd döneminden itibaren yazılı metinler
üreten sanatçılara rastlanmaya başlanmıştır. Balkanlar, Osmanlı
İmparatorluğu içinde, sanatçı, bilim ve devlet adamı üreten bir
merkez haline gelmiştir. 16.-17. yüzyıllar arasında, devlet içinde
görev alan 22 sadrazam Bosnalı'dır. 16. yüzyıla gelindiğinde, Osmanlı
edebiyat eserlerinin büyük bir kısmı da Balkanlar'da üretilir olmuştur.15
Bu
konuda önemli eserler veren Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı
Mustafa İsen yaptığı araştırmalara dayanarak bu konuyu şöyle açıklamaktadır:
"…Osmanlı sarayından başlanarak taşrada şehzade sancakları ve beyler,
kendi konumlarına uygun bir sanatçı kadrosunu maiyetlerinde bulunduruyorlardı.
Böyle bir kadro, yöneticiliğin şartlarından sayılıyordu. Osmanlı
Rumelisi özel konumu nedeniyle çok sayıda akıncı ailesinin de barınma
yeriydi. Bu yüzdendir ki akıncı beyleri, çevrelerinde maiyetlerindeki
serdengeçtileri sürekli istim üzerinde tutacak derviş-meşrep şairlere
ihtiyaç duyarlar ve onları himaye ederlerdi…
Bu ve buna eklenecek başka sebepler yüzünden Rumeli
adeta şairler ocağıdır.."16 Ayrıca İsen'in
araştırmasında, şair tezkirelerine dayanarak Bulgaristan, Yunanistan,
Makedonya, Yugoslavya gibi Balkan ülkelerinde yaşamış çok sayıda
Osmanlı şair ve edebiyatçısını da tanıtılmaktadır.
Balkanlar'da Türk edebiyatının tasavvuftan
halk edebiyatına kadar her türünde önemli eserler verilmiş, bu edebi
anlayış, bölgede kök salmış ve yerel halkların kültürüyle kaynaşmıştır.
Balkan ve Türk grupların arasındaki kültür alışverişi, ortak bir
kültürün temelini oluşturmuştur. Bölgede konuşulan Slav ve Türk
dilleri alışverişe girmiş, sayısız Türkçe kökenli kelime, çok sayıda
atasözü, deyim, fıkra Balkan kültüründe yerini almıştır. Bunun en
güzel örneklerinden biri Nasrettin Hoca'dır. Anadolu'dan göç eden
Türkmenlerle Balkanlar'a ulaşan Nasrettin Hoca fıkraları yerel halk
tarafından benimsenmiş ve kendi halk kültürlerine maledilerek sahiplenilmiştir:
Sırpça-Hırvatça'da Türkçe kökenli
kelimelerin sayısının 7000 dolayında olduğu yıllar önce tespit
edilmiştir. Bulgarca'da bunların sayısının 5000 dolayında olduğu
B.Tsonev tarafından ortaya atılmıştı. Ancak yapılan en yeni araştırmalar
Bulgarca'daki Türkçe kökenli kelimelerin 6500'ün üzerinde olduğunu
göstermektedir (Bkz.:Alf Grannes, Kjetil Rö Hauge, Hayriye Süleymanoğlu,
Bulgarca'da Türkçe Kökenli Kelimeler Sözlüğü)… Ünlü Bulgar mizah
yazarı Radoy Ralin, Bulgarca'da kullanılmakta olan Türkçe kökenli
atasözlerinin sayısının 500 olduğunu söylüyor… Bulgarlar arasında
bilinen Nasrettin Hoca fıkralarının 900, çeşitleriyle birlikte
2000 dolayında olduğunu yazıyor Sava Popov…17
Türk edebiyatının Balkanlar'da geniş olarak özümsenmiş
olduğunu gösteren örnekleri artırmak mümkündür. Bu konuda yapılmış
çok sayıda bilimsel araştırma, Slav ve Türk kültürünün kaynaşarak
ortak ve zengin bir edebi kültür oluşturduğunu, Balkan kültüründe
Türk izlerini takip etmenin kolay olduğunu ortaya koymaktadır.

2.3. Sonuç
Buraya kadar incelediğimiz az sayıda örnekten de anlaşılacağı
gibi, Balkanlar'da 500 yıldan fazla bir süre boyunca hakim olan
Osmanlı Devleti, zengin kültürünü bu bölgeye taşımış, halkların
kurduğu ilişkiler bu kültürün paylaşılmasını, bölgede kökleşmesini
sağlamıştır. Bölgeye göç eden Müslümün-Türk halklar, beraberlerinde
Anadolu-İslam kültürünü, mimarisini, el sanatlarını, Türk Orta Asya-Anadolu
kültür ve geleneğini, folklorunu taşımışlardır. Gittikleri bölgelerde,
yerel halkla sıkı dostluk ilişkileri kurmuş, ilişkiler sadece ticaretle
sınırlı kalmamıştır.
İslam ahlakını yakından ve en güzel örnekleriyle tanıma
imkanı bulan halkın bir kısmı toplu olarak din değiştirmiş, Müslüman
olmuştur. Bu yakınlaşma, akrabalık ilişkileriyle perçinlenmiş, ortaya
zengin bir kültür çıkmıştır. Yeme-içme, giyim-kuşam gibi günlük
hayatın esas unsurlarından halk türkülerine, anlatılan fıkralardan
atasözlerine kadar Müslüman-Türk yaşam tarzının bütün unsurları
yerel halkın hayatına girmiş ve önemli bir yer kazanmıştır. Kimi
bölgelerde, ırkı Slav, dini İslam olan, farklı diller konuşan bu
gruplar, Anadolu'yla Batı arasında gerçek bir kardeşlik ve kültür
birlikteliği kurmuş, barış ve huzur temsilcileri olmuşlardır.
Son dönemlerde, bölgede yaşayan Müslüman-Türk nüfusun
azalması, bu insanların göçe zorlanması ya da etnik katliama uğraması,
temelleri 500 yıl önce atılan mevcudiyetin izlerini silememiştir.
Uzun asırlar boyunca oluşan, zenginleşen, halkların içine işleyen
kültür mirası, zor kullanılarak yok edilemez; ancak gerekli ilgi
ve ihtimam gösterilmezse, bir anlamda bu mirasa ihanet edilmiş olunacaktır.
12 Balkan Türkleri, Asam Yayınları,
Ankara 2003, s.193
13 Ekrem Hakkı Ayverdi, Avrupa'da Osmanlı Mimari Eserleri, İstanbul
1981-82
14 Balkanlar'daki Türk Kültürünün dünü-bugünü-yarını, Uludağ Üniversitesi
yayınları, Hazırlayan: Hasan Basri Öcalan, s.220
15 Mustafa İsen, “Tezkirlere Göre Osmanlı Kültür Coğrafyası”, Ötelerden
bir ses, s.67-69 
16 Mustafa İsen, “Balkanlar'da Türk Edebiyatı”, Balkan Türkleri,
Asam Yayınları, Ankara 2003, s.225
17 Balkanlar'daki Türk Kültürünün dünü-bugünü-yarını, Uludağ Üniversitesi
yayınları, Hazırlayan: Hasan Basri Öcalan, s.193
GİRİŞ
BALKANLAR'DA MÜSLÜMAN-TÜRK
VARLIĞININ TARİHİ
BALKAN ÜLKELERİNDE MÜSLÜMAN-TÜRK
KÜLTÜR MİRASI
GÜNÜMÜZDE BALKAN ÜLKELERİ
VE SORUNLAR
GENEL OLARAK TÜRKİYE VE BALKANLAR
|
|
 |