| EVRİM TEORİSİNİN İDEOLOJİK ARKA PLANI
140 YILDIR DEĞİŞMEYEN
FORMÜL DARWİNİZM=ATEİZM
Her çağda inkarcılar var olmuştu elbette, ama canlıların
yaratılmış olduğunu inkar eden bu insanlar, inkarlarına bir temel
bulamıyorlardı. Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisi, onlara
işte bu temeli verdi. Bu tamamen çürük bir temeldi, ama zamanın
ilkel bilim anlayışı içinde, bilim maskesine bürünerek yaşama imkanı
bulabildi.
Canlılığın nasıl var olduğu sorusuna
verilecek cevap, aynı zamanda da bir insanın dini kabul edip etmediğini
gösteren cevaptır. Çünkü canlıların, insanlar dahil, Allah tarafından
yaratıldığını kabul eden insan, doğal olarak Allah'ın tüm evrenin
sahibi ve hakimi olduğunu, dolayısıyla da O'nun dininin tek gerçek
yol olduğunu kabul etmek durumundadır. Buna karşılık dini yalanlayan
bir insan da, evrenin ve canlıların nasıl var oldukları sorusuna,
sahip olduğu inkar zihniyeti içinde bir cevap bulmak zorundadır.
Her çağda inkarcılar var olmuştu elbette,
ama canlıların yaratılmış olduğunu inkar eden bu insanlar, inkarlarına
bir temel bulamıyorlardı.
Charles Darwin'in ortaya attığı evrim
teorisi, onlara işte bu temeli verdi. Bu tamamen çürük bir temeldi,
ama zamanın ilkel bilim anlayışı içinde, bilim maskesine bürünüp
popüler olabilirdi. Canlıların yaratılmadıklarını, aksine bilinçsiz
tesadüflerin ve acımasız bir "yaşam mücadelesi"nin ürünü olduklarını
öne süren teori, ortaya atıldığı 1860'lı yıllardan bu yana da bütün
din aleyhtarı ideolojiler ya da sistemler tarafından büyük bir hararetle
savunulup benimsendi.
Peki teoriye gösterilen bu rağbet,
gerçekten teorinin bilimsel bir değere sahip olmasından mı kaynaklanıyordu?
Yoksa teori, sadece gereken ideolojiye gereken zamanda destek verdiği
için "şişirilmiş" bir balon muydu?
Darwin, Natüralizm ve Masonluk
Darwin'i etkisi altına alan ve onu hayata din dışı
bir açıklama getirmeye zorlayan düşünce akımı, 19. yüzyılın din-dışı
atmosferinin en önemli ürünlerinden biri olan natüralizmdi. Natüralizm,
doğadan ve duyularla algılanan dünyadan başka bir gerçeklik tanımayan
felsefeydi. Doğa, kendi kendisinin yaratıcısı ve hakimi olarak düşünülüyordu.
Bugün hala yaygın olarak kullanılan "tabiat ana" gibi kavramlar,
ya da "doğa insana şu yeteneği vermiş, doğa kadını böyle yaratmış"
gibi klişeleşmiş laflar, bu natüralizm akımının toplum zihnine yerleştirdiği
önkabullerin birer sonucudurlar.
Natüralizmi besleyen en önemli entellektüel çevre ise
gizli bir örgüttü: Masonluk. Bu gerçek, Papa XIII. Leo'nun masonluğu
hedef alan 1884 tarihli ünlü Humanum Genus adlı fermanında özellikle
vurgulanıyordu. "Zamanımızda Masonluk isimli, çok yaygın ve kuvvetli
bir örgüte sahip bir derneğin desteği ve yardımıyla, karanlık kuvvetlere
tapanlar olağanüstü bir gayret içinde birleşmiş durumdalar. Bunlar
artık niyetlerini gizleme ihtiyacı duymadan Allah'ın Yüksek Varlığı
ile mücadele etmektedirler" diyen Papa, örgütün natüralizmle olan
ilişkisini de şöyle açıklıyordu: "Masonların istekleri ve bütün
çabaları aynı amaca yönelmektedir: Dinin gereği olan her türlü sosyal
ve dini disiplini tamamen yıkmak ve yerine prensiplerini natüralizmden
alan ve kendi fikirlerine göre şekillenmiş yeni kuralları oturtmak".
İşte "Allah'ın Yüksek Varlığı ile mücadele eden" bu
natüralizm akımına en büyük katkıyı yapan kişi, hem dedesi Erasmus
Darwin'den hem de babası Robert Darwin'den masonik/natüralist bir
miras devralmış olan Charles Darwin'di. Genç Darwin, Beagle adlı
gemiyle yaptığı uzun dünya turunun ardından, Natüralizm'in en önemli
açığına el attı. Natüralistler doğadaki mükemmelliğe hayrandılar,
ama bunun nasıl oluştuğu sorusuna tatminkar bir cevap vermekte zorlanıyorlardı.
Pozitivist dogmayı benimsedikleri, yani yalnızca deney ve gözlem
yoluyla varlığına ulaşılabilen kavramlara inandıkları için, doğanın
kendisi dışındaki metafizik bir Yaratıcı (yani Allah) tarafından
var edildiğini ısrarla reddediyorlardı. Bu, doğanın kendisinin yaratıcı
yani "ilah" olarak kabul edilmesi demekti!
"Türlerin Kökeni"
Darwin, doğanın kendi kendisini var ettiği iddiasına
sözde bilimsel bir temel oluşturdu. 1859'da, The Origin Of Species,
By Means Of Natural Selection Or The Preservation Of Favored Races
In The Struggle For Life (Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon
ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla) adlı
ünlü kitabını yayınladı. Kitapta, tüm canlıların, doğal seleksiyon
yoluyla tek bir hücreden evrimleşerek bugüne kadar geldikleri savunuluyordu.
|
Darwin'in ünlü kitabı The Origin of
Species (Türlerin Kökeni) materyalist felsefeye önemli bir
dayanak sağladı. Kitabın içinde "türlerin kökeni"ni açıklayan
hiçbir şey yoktu aslında, ama bu durum yine de kitabın hızla
popüler olmasını engellemedi. Amaçlanan "bilimsel" değil,
ideolojik bir kazançtı çünkü. |
Doğal seleksiyon, zayıf
olan bireylerin yaşam mücadelesi içinde ayıklandıklarını, geriye
kalan kuvvetlilerin nesli devam ettirdiklerini ve böylece o canlı
türünün geliştiğini kabul ediyordu. Ama geçerliliği tartışılır olan
bu mekanizmanın Darwin'e kazandırdığı bir şey yoktu. Darwin'in kitabının
adı olan "türlerin kökeni", doğal seleksiyonla hiçbir şekilde açıklanamıyordu.
Çünkü doğal seleksiyon atları kuşa çeviremez, köpekbalıklarını da
file dönüştüremezdi. Bu türler, ayrı ayrı yaratılmışlardı ve doğal
seleksiyon, sadece bu türlerin içindeki "çürük"leri ayıklarak türün
mükemmel kalmasına yarayabilirdi.
Kısacası, Darwin'in fiyaskosu daha kitabına koyduğu
isimle birlikte başlamıştı; "Türlerin Kökeni"nden söz etmesine rağmen,
bu "köken"i açıklayabilecek tek bir somut mekanizma ortaya koyamamıştı.
Ancak Darwin zamanındaki biyoloji bilgisinin kıtlığı
yüzünden bu durumu pek kimse farkedemedi. Zaman ilerledikçe bulunan
yeni bilimsel gerçekler, özellikle de DNA ve onunla ilgilenen genetik
bilimi, Darwin'in ne denli tutarsız bir teori ortaya attığını gösterecek,
ama bunlar ustaca gizlenecekti. Darwin'in yazdıkları da revizyona
uğrayacaktı. Örneğin The Origin of Species'in ilk baskısında, türlerin
arasındaki kesin genetik ayrımlardan habersiz olan Darwin şöyle
yazmıştı: "Ayı neslinin bir kısmının giderek daha fazla suda yaşayan
hayvanlarla beslendiğine, böylece giderek daha büyük ağızlara sahip
olduğuna ve sonunda bazı ayıların balinalara dönüştüğüne inanıyorum
ve bunda da hiçbir güçlük görmüyorum". Darwin'in bu "inci"si, zekice
bir manevra ile kitabın sonraki baskılarından çıkarıldı.
Darwin'in Destekçileri
Darwin'in teorisi, ne denli tutarsız olursa olsun, natüralizm'in
ve diğer bütün din aleyhtarı felsefelerin büyük bir açığına çare
olduğu için büyük ilgi gördü. Bir grup bilim adamı, Darwin'in gönüllü
propagandacıları haline geldiler. Bunların en önde geleni ise, o
zamanlar kendisine "Darwin'in çoban köpeği" sıfatı bile yakıştırılan
Thomas Huxley'di. "Darwinizm'in yayılmasındaki tartışılmaz en önemli
faktör" sayılan Huxley, 1860 yılında Oxford Piskoposu Samuel Wilberforce
ile giriştiği Oxford Tartışmasıyla tüm dünyanın dikkatini evrim
konusuna çekmişti.
Huxley'in kendisini evrimi yaymaya bu denli adaması,
onun "örgütsel bağlantı"ları ile bir arada düşünüldüğünde ortaya
ilginç bir tablo çıkıyordu: Huxley, İngiltere'nin en önemli bilim
kurumlarından biri olan Royal Society'nin bir üyesiydi ve bu kurumun
neredeyse tüm diğer üyeleri gibi kıdemli bir masondu. Nitekim Royal
Society'nin diğer üyeleri de, hem kitabını yayınlamadan önce hem
de yayınladıktan sonra Darwin'e büyük destek vermiş ve katkılarda
bulunmuşlardı. Bu masonik kurum, Darwin'i ve Darwinizm'i o
denli sahiplendi ki, bir süre sonra, aynı Nobel ödülleri gibi, her
yıl başarılı bulduğu bilim adamlarına "Darwin madalyası" hediye
etmeye başladı.
Darwin, misyonuna tek başına soyunmamıştı.
Bir başka deyişle, 19. yüzyıl Avrupası'ndaki din aleyhtarı hareketlerin
öncüsü olan mason örgütü, ilk ortaya çıktığı günden itibaren onu
kararlı bir biçimde destekledi. İlk ortaya atıldığı zamanlarda çoğu
kimsenin gülüp geçtiği evrim teorisi, bu ideolojik destek sayesinde
bir kaç on yılda büyük bir popülarite kazandı.
|
Solda
Friedrich Engels.
Sağda, Darwin'in en ateşli savunucusu olan Thomas Huxley.
Huxley ile Oxford Piskoposu Samuel Wilberforce arasındaki
ünlü tartışma, evrim teorisinin gerçek misyonunu ortaya
koydu: Teori, tümüyle ideolojik fonksiyona sahipti; İlahi
dinlere karşı bir silahtı. |
 |
Öte yandan Darwin, 19. yüzyılın materyalist felsefelerine
dayanan pek çok siyasi ideolojiye de zemin hazırlamıştı. Bu ideolojilerin
başında, tüm evrenin ve hayatın materyalist bir yorumunu yazma hevesindeki
komünizm geliyordu. Komünizmin kurucusu olan Karl Marx, Darwin'in
kitabını okuduğunda büyük bir sevince kapılmış ve en yakın dostu
Engels'e bir mektup yazarak "bizim görüşlerimizin tabii tarih temelini
içeren kitap budur işte" demişti. Marx, Darwin'e olan sempatisini,
en büyük eseri sayılan Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek de göstermişti.
Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles
Darwin'e, ateşli bir hayranı olan Karl Marx'tan".
 |
Karl
Marx, Darwin'in kitabını okuduğunda büyük bir sevince kapılmış
ve en yakın dostu Engels'e bir mektup yazarak "bizim görüşlerimizin
doğal tarih temelini içeren kitap budur işte" demişti. Marx,
Darwin'e olan sempatisini, en büyük eseri sayilan Das Kapital'i
Darwin'e ithaf ederek de göstermişti. Kitabın Almanca baskısına
el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles Darwin'e, ateşli bir
hayranı olan Karl Marx'tan." |
 |
Darwinizm Ne Demektir?
Darwin'in teorisi, natüralist/materyalist felsefelere,
daha doğrusu tüm bunların temelini oluşturan ateizme hizmet ediyordu.
Bu nedenle destek buldu, bu nedenle büyük bir bilimsel gerçek gibi
gösterildi ve bu nedenle kitlelere empoze edildi. Aksi halde, amatör
bir biyoloğun hayalleri olarak görülür ve kısa sürede unutulur giderdi.
Yine aynı nedenle, ilerleyen biyolojinin Darwinizm'i
yalanlaması, Darwin'in izleyicilerini yollarından döndürmedi. Genetik
kanunlarının bulunması ve genlerin keşfi, Darwin'in iddialarını
geçersiz kıldığında, evrimciler bu kez de neo-Darwinizm olarak bilinen
"modern sentetik teori"yi ortaya attılar. Darwin ateizme bir temel
kazandırdığına göre, bu temel her ne olursa olsun korunmalı, yeni
yamalarla, revizyonlarla, takviyelerle ayakta tutulmalıydı.
İşte Darwinizm'in gerçek hikayesi budur. Darwinizm
ateizm demektir ve ateizm var olduğu sürece de yaşayacaktır. Bugün,
bilimsel geçersizliği açıkça ortaya çıktıktan sonra bile ısrarla
savunulmasının nedeni de budur. University of California'dan ünlü
Amerikalı hukuk profesörü Philip E. Johnson, Darwin On Trial (Darwin
Yargılanıyor) adlı kitabında bu konuda şöyle der:
Darwinistler, kendilerini dindarlara —yani
bir Yaratıcı'nın var olduğunu ve bu dünyadaki olaylarda rol oynadığını
kabul edenlere— karşı girişilen bir savaşın öncüleri olarak
görmekteler... Darwinizm ise, dini inançlara karşı girişilen bu
savaşta yeri doldurulamaz bir ideolojik rol oynamaktadır. İşte
bu nedenle, bugün sözkonusu bilim çevreleri, Darwinizm'i test
etmeyi değil, ne olursa olsun korumayı kendilerine amaç edinmişlerdir.
Bilimsel araştırmalarının kuralları da, bu ideolojiyi doğrulayacak
şekilde belirlenmektedir.
Evrimi Türkiye'de yaymaya çalışanların da bundan farklı bir amaçları
olmadığı kesindir. Herkes bilmelidir ki, evrim teorisini savunmaya
çalışan her türlü kişi, akım ve düşüncenin ardında, 19. yüzyılın
ilkel ateizminden başka hiçbir şey yoktur.
Ama yine herkes bilmelidir ki, sözkonusu ateist çırpınışlar
boşunadır, boşa kürek çekmektir. 19. yüzyılı inceleyen çoğu sosyal
bilimci, bu asra damgasını vuran üç önemli düşünürden söz eder:
Karl Marx, Sigmund Freud ve Charles Darwin. Bunların ilk ikisi tarihin
çöplüğüne atılmıştır, üçüncüsü de aynı yoldadır.
Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm
Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi
Mucize Kelebek: Monark
Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması
Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?
Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR
|