16 Ağustos 1998 tarihli
Aydınlık Dergisi'nde yayınlanan bir yazı hakkında Bilim Araştırma
Vakfı'nın gönderdiği metni yayınlıyoruz...
Doğu Perinçek'in başını
çektiği Aydınlık Dergisi'nin 16 Ağustos 1998 tarihli sayısında
Nezahat Güventürk imzalı "Evrim Teorisinin Çöküşü" başlıklı
bir makale yayınlanmıştır.
Sözkonusu makalenin her satırında
Türk Milleti'nin milli, manevi ve mukaddes değerlerine saldırılmış,
Türk halkının dini duyguları rencide edilmeye çalışılmış, hükümet
üyelerimize ve değerli siyaset adamlarımıza çirkin ithamlarda
bulunulmuştur.
1. Yazıda, "Bilim Araştırma
Vakfı tarafından düzenlenen ve çok sayıda yerli ve yabancı bilim
adamının katıldığı konferanslarla Evrim Teorisi çürütülmeye çalışılmaktadır"
denmiştir.
Bilim Araştırma Vakfı'nın sözkonusu
konferanslarında Evrim Teorisi çürütülmeye çalışılmamıştır, çürütülmüştür.
Bilim Araştırma Vakfı (BAV), Nisan ayında başlattığı uluslararası
konferanslar dizisi ile Evrim Teorisini ele almış, ateist ideolojilerin
ürünü olan bu dogmanın mesnetsizliğini bizzat bilim yoluyla ortaya
koyarak teorinin çöpe atılmasını sağlamıştır. BAV camiası Türk
halkının böyle bir safsata ile kandırılmasına seyirci kalmayarak,
Evrim Teorisi'nin geçersizliğini sergilemek amacıyla tanınmış
yerli ve yabancı bilim adamlarını ve araştırmacıları biraraya
getirmiştir. Bu konferanslarda bilimsel bir platform oluşturularak
Evrim Teorisi ele alınmış ve bilimin ilgili her sahasında hiçbir
açığa yer bırakmayacak şekilde teorinin geçersizliği gözler önüne
serilmiştir.
Ayrıca yine BAV'ın katkılarıyla
Evrim Teorisi'nin mesnetsizliğini ortaya koyan bilimsel kitap
serileri hazırlanmış ve halkımıza ücretsiz olarak dağıtılmıştır.
Bu sayede marksist ve ateist felsefeyi savunanların Yaratılış
Gerçeği karşısında ileri sürdükleri bu yegane teori her açıdan
geçersiz kılınmış ve savunucuları büyük bir hezimete uğramıştır.
2. Aydınlık Dergisi,
yayınında, "Evrim Teorisi din olgusunun en yumuşak karnıdır" iddiasında
bulunmuştur.
Evrim
Teorisi, dinin değil, materyalist felsefenin yumuşak karnıdır.
Çünkü, başta Karl Marx ve Friedrich Engels olmak üzere materyalist
felsefenin en önde gelen fikir babaları tarafından da defalarca
ifade edildiği gibi, Evrim Teorisi materyalist felsefenin temel
dayanağını teşkil etmektedir. Nitekim Karl Marx, Evrim Teorisi'ni
ortaya atan Charles Darwin'in kitabı için "bizim görüşlerimizin
doğal tarih temelini içeren kitap, işte bu kitaptır" (F. Engels'e
yazdığı 19.12.1860 tarihli mektup) ifadesini kullanmıştır.
Bugün
Türkiye'de ateist ideoloji, Evrim Teorisi'nin yıkılışı
karşısında panik içinde saldırıya geçmiştir. Bilim Araştirma
Vakfi'nın bilimsel girişimlerinin hemen ardından bu
dergilerde çeşitli karşı faaliyetler başlatılmış olması,
marksist çevrelerin nasıl büyük bir panik içinde olduklarının
bir göstergesidir. |
Evrim Teorisi, materyalist felsefenin temeli
olduğu için, bu teorinin mesnetsizliğini ortaya koyan her bulgu,
materyalist felsefenin ve onunla bağlantılı tüm ideolojilerin
de mesnetsizliğini ortaya çıkarmaktadır. İşte Aydınlık Dergisi
ile onun paralel yayın organı Bilim ve Ütopya Dergisi'nin Türk
Milleti'nin dini ve manevi değerlerine karşı böylesine saldırgan
bir tutum sergilemesinin ardında yatan asıl sebep budur. Bugün
Türkiye'de ateist ideoloji, Evrim Teorisi'nin yıkılışı karşısında
panik içinde saldırıya geçmiştir. BAV'ın bilimsel girişimlerinin
hemen ardından bu dergilerde çeşitli karşı faaliyetler başlatılmış
olması, marksist çevrelerin nasıl büyük bir panik içinde olduklarının
bir göstergesidir.
3.Aydınlık Dergisi, "İnsanlar, Yaratılış
için tanrısal bir masal uydurmuşlar, Adem'i ilk yaratık, kadını
Adem'in omurgasından, diğer milyarlarca canlıyı da Adem'in bir
taraflarından yaratarak buna inanmışlardır. Çünkü kutsal kitaplar
böyle yazmaktadır" ifadelerini kullanmıştır.
Anlaşılan Aydınlık
Dergisi "kutsal kitaplar tüm canlıların Hz. Adem'den yaratıldığını
söylemektedir" gibi saçma bir cümle kullanırken, tüm canlıların
değil insanların türemesini ifade etmeye çalışmaktadır.
Çünkü,
bilindiği gibi, Kuran-ı Kerim'de Hz. Adem'in ilk canlı olduğu
ve mikroorganizmalardan memelilere kadar tüm canlıların Hz. Adem'den
türediği gibi bir açıklama mevcut değildir. Kuran-ı Kerim'de,
Hz. Adem'in İLK İNSAN olduğu ve İNSAN NESLİNİN Hz. Adem'den türediği
belirtilmektedir.
4. Aydınlık
Dergisi'ndeki yazıyı kaleme alan Nezahat Güventürk, "Doğal Seçme
Yasası ile Tanrı kelamı asla bağdaşmaz" demektedir.
Bu ifadelerden,
sözkonusu muhabirin sadece dinler hakkında değil, Evrim Teorisi
ve bilim hakkında da herhangi bir bilgi sahibi olmadığı anlaşılmaktadır.
Çünkü kullandığı "doğal seçme" (doğal seleksiyon) kavramının ne
anlama geldiğinin farkında değildir. Doğal seleksiyonu hem doğanın
her parçasında geçerli bir "kanun" sanmakta, hem de bu mekanizmanın
bir evrimleştirme gücü olduğunu zannetmektedir.
Darwin'in ortaya
attığı doğal seleksiyon tezi, İngiliz klasik iktisatçısı Thomas
Robert Malthus'un "sınıf mücadelesi" teorilerinin doğaya uyarlanmasıyla
doğmuştur. Bu tez, tüm canlıların bir yaşam mücadelesi sürdürdüklerini
varsayımına dayanır. Oysa çoğu hayvanda rastlanan fedakarlık örnekleri,
sözkonusu Darwinistik "yaşam mücadelesi" kavramını çökertmektedir.
Çoğu hayvan, doğurduğu yavruları beslemek ve korumak için çaba
göstermekte, hatta bazen bu nedenle kendi yaşamını tehlikeye atmaktadır.
Bazı türlerde ise, hayvan toplumunun geneli için kendilerini feda
eden bireyler vardır. Örneğin karıncalar ya da balarıları, "yaşam
mücadelesi"nden tamamen uzak bir biçimde, üstlendikleri görevleri
ölüm pahasına yerine getirirler.
Doğal seleksiyonun
doğada işlemediğini gösteren çok sayıda araştırma yapılmıştır
ve bunlar, canlı topluluklarının kıyasıya bir rekabet değil, bir
denge ve yardımlaşma içinde yaşadıklarını göstermiştir.
Dahası, doğal
seleksiyon doğada geçerli olsa bile, bu mekanizmanın evrimleştirici
bir gücü yoktur. Evrim teorisine göre, doğal seleksiyon bir canlıda
meydana gelen faydalı bir değişimi "seçer" ve yaygınlaştırır.
Örneğin, evrimin iddiasına göre, önce bir canlıda uçmayı sağlayan
kanatlar oluşur, bu organlar bu canlıyı avantajlı kılar ve bu
canlı doğal seleksiyonla "seçilerek" yeni bir türün oluşumu sağlanır.
Ancak elbete ki asıl soru, kanadı olmayan bir canlıda nasıl olup
da kanat oluşabileceği sorusudur.
Darwin, bu soruya
Lamarck'ın ortaya attığı "kazanılmış özelliklerin bir sonraki
nesle aktarılması" teziyle cevap verdiğini sanıyordu. Ancak Lamarck'ın
bu ilkel teorisi, Mendel'in keşfettiği genetik kanunları ile geçersiz
kılındı. Genetiğin gelişimi karşısında evrimciler bu kez "mutasyonları",
yani genlerde meydana gelen tesadüfi değişimleri "evrimleştirici"
güç olarak göstermeye çalıştılar.
Neo-Darwinizm
olarak bilinen bu teori hala en yaygın evrim formülüdür, ancak
hiçbir anlamı yoktur. Çünkü birer "kaza" olan mutasyonlar da,
büyük bir tasarım ürünü olan ve dev bir genetik bilgiye dayanan
kompleks yapıların (örneğin proteinlerin, hücrenin, gözlerin,
kanatların vs.) oluşumunu açıklayamazlar.
Mutasyon, canlı
genindeki karmaşık yapıya isabet eden rastgele bir değişimdir.
Bu, bir bilgisayara vurulan bir çekiç darbesine benzer. Açıktır
ki çekiç darbesi bilgisayarı "evrimleştirmez", yani geliştirmez,
sadece tahrip eder. Nitekim mutasyonlar üzerinde yapılan tüm deneyler,
mutasyonların canlılara sadece zarar verdiklerini göstermiştir.
Evrimcilerin gösterebildikleri tek bir yararlı mutasyon yoktur.
Mutasyon bir
evrimleştirici güç olmadığına—aksine canlıları tahrip ettiğine—göre,
doğal seleksiyonun "seçeceği" bir evrimsel gelişim de olamaz.
Dolayısıyla "doğal seleksiyon yoluyla evrimleşme" tezi, hiçbir
bilimsel dayanağı olmayan hayali bir senaryodan ibarettir. Prense
dönüşen kurbağa masalları ne kadar bilimselse, doğal seleksiyon
yoluyla evrimleşen canlı masalı da o kadar bilimseldir.
"Doğal
Seçme Yasası ile Tanrı kelamı asla bağdaşmaz" iddiasına gelince;
evrimcilerin kastettiği manada "doğal seçme" diye bir mekanizma
hiç olmadığı için, elbette ki, tüm diğer uydurma kavramlar gibi
"doğal seçme" kavramı da Kuran-ı Kerim'le bağdaşmaz.
5. Aydınlık Dergisi muhabiri Nezahat
Güventürk, "insanlar tercihlerini ya inançtan ya da bilimden yana
yapacaklardır" demektedir.
Eğer burada Nezahat Güventürk'ün "inanç"tan kastettiği
"Yaratılış inancı" ise, iddiası gerçek dışıdır. Yaratılış ile
bilim arasında hiçbir aykırılık mevcut değildir. Bilimsel gerçekler,
Yaratılış'ı desteklemekte ve doğruluğunu ortaya koymaktadır. Bu
nedenle "ya inanç ya bilim" gibi bir ifadenin hiçbir mantığı ve
dayanağı bulunmamaktadır.
| Bilimsel bulgular
karşısında, Evrim Teorisi çökmüştür. Bilim başka şey,
Evrim Teorisi başka şey söylemektedir. İnsanlar tercihlerini
ya bilimden ya da Evrim Teorisi'nden yana yapacaklardır.
Hem bilimi hem Evrim Teorisi'ni savunmak hiçbir şekilde
mümkün değildir. |
Eğer Nezahat Güventürk'ün "inanç"tan kastettiği,
evrimcilerin Evrim Teorisi'ne olan körü körüne bağlılıkları
ise bu tesbiti çok doğrudur. Bilimsel bulgular karşısında, Evrim
Teorisi çökmüştür. Bilim başka şey, Evrim Teorisi başka şey
söylemektedir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden ya da Evrim
Teorisi'nden yana yapacaklardır. Hem bilimi hem Evrim Teorisi'ni
savunmak hiçbir şekilde mümkün değildir.
6. Nezahat Güventürk "Evrim teorisinin bugün neredeyse
Rölativite ve Kuantum teorileri kadar sağlam ve güvenilir" olduğunu
iddia etmiştir.
Bilimselliğin
temelinde, ortaya atılan teorilerin ispata dayalı olması yatar.
Eğer bir iddia, herhangi bir ispata dayanmıyorsa, o iddiaya son
verilir. Bugün örneğin rölativite teorisi, "gözlemlenebilir" olduğundan
dolayı teori olmaktan bir adım öne geçmiştir. Çünkü ispata dayanmaktadır
ve bunun sonucunda da sağlam ve güvenilir bir teori olarak kabul
edilmektedir.
Evrim Teorisi'nin
aynı özellikleri gösterdiğini söyleyemeyiz. Çünkü Evrim Teorisi,
herhangi somut bir delille desteklenebilmiş değildir. Üstelik
ortaya çıkan her yeni bulgu teoriyi çürütmüştür. Bilimsel gelişmeler
ışığında hiçbir delil öne süremeyince, evrimciler 19. yüzyılda
ortaya atılan köhne zihniyetin içerdiği iddiaları ve çoktan çürütülmüş
delilleri öne sürmek durumunda kalmışlardır.
Teknolojik gelişmeler
ve yeni bilimsel veriler Evrim Teorisi açısından açıklanması mümkün
olmayan yeni soruları beraberinde getirmiş, insanların büyük bir
bölümüne canlılığın kökeninin evrim olamayacağını, canlıların
ancak "bilinçli" bir tasarımla yaratılmış olduklarını göstermiştir.
Canlılar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya çıkan
sistemler, bunların Allah'tan başka hiçbir güç ve irade tarafından
var edilemeyeceğini kesin olarak kanıtlamaktadır.
Nitekim günümüzde
pek çok bilim adamı bu gerçeği kendi yaptıkları araştırmalar sonucunda
görmüşler ve Allah inancına yönelmişlerdir. Bilim Araştırma Vakfı'nın
gerçekleştirmiş olduğu konferansa katılan dünyaca ünlü bilim adamları,
bu gerçeğin önemli bir ispatıdır.
7. Nezahat Güventürk, söz konusu
yazısında, "Yaratılış'a inananlar Evrim Teorisi'ni çürütseler
bile yine de bu insanları yaratılış masalına inandırmaya yetmez"
demektedir.
Birincisi, Yaratılış,
masal değil gerçektir. Tüm bilimsel veriler, canlıların üstün
bir Yaratıcı'nın tasarlamasıyla meydana geldiğini doğrulamaktadır.
Esas masal olan, çeşitli türlerde atomların uzun bir zaman içinde,
tesadüfler sonucu biraraya gelerek elektron mikroskobu yapıp kendi
vücudunun hücre yapısını inceleyen bilim adamlarına dönüştüğünü
iddia eden Evrim Teorisi'dir.
İkincisi, Evrim Teorisi'nin yanlışlığı, elbette ki,
Yaratılış'ı ispatlayan delillerden biridir. Canlıların tesadüflerle
oluşmasının imkansızlığı, canlıların oluşumunda bir tasarım, bilinç
ve şuurun varlığını, bu da Yaratıcı'nın varlığını ispatlamaktadır.
Başka bir deyişle, Yaratılış, hem bilimsel verilerin yaratılışı
doğrulamasıyla hem de Yaratılış dışındaki alternatiflerin imkansızlığıyla
kesinlik kazanmaktadır.
8. Dergide, Türk toplumunun manevi değerlerine büyük
bir hakaret teşkil eden bir ifade ise şöyledir: "Topkapı Sarayı'nın
Kutsal Emanetler bölümündeki Peygamberin Neandertal'e yakın ayak
izleri bile evrimin güzel bir kanıtıdır."
Öncelikle şunu
belirtmek isteriz ki, çok akılsızca ve sığ bir düşüncenin ürünü
olan bu ifadelere esasen herhangi bir cevap vermeye gerek bulunmamaktadır.
Ama manevi değerlerimize yapılan bu çirkin saldırı karşısında,
Aydınlık gazetesini yanıtlamaya mecbur kalmış bulunmaktayız.
Hz. Muhammed'in
ayak izinde kavis ve çukurların net olarak görünmemesi ve izin
geniş ve düz bir bütünlük oluşturmasının sebebi, Peygamberimizin
balçık kıvamında bir kil zemine basmış olmasıdır. Kil zemine derin
bir gömülme meydana geldiği için ayak tabanındaki üzengi kemiği
çukuru ve tüm diğer kavisler balçık içinde kaybolmuş, geniş ve
düz bir taban izi ortaya çıkmıştır. Nitekim izin etrafına taşan
çamur miktarı ile ayak parmaklarının ve topuğun derin iz bırakmış
olması, Peygamberimizin ayağının çamura tabandaki tüm çukurları
kapayacak biçimde girdiğini göstermektedir. Kil çamura bu şekilde
Doğu Perinçek veya Nezahat Güventürk basmış olsaydı, ayak izi
yine böyle çıkardı. Bu durumda Doğu Perinçek veya Nezahat Güventürk
Neandertal insanı olarak mı kabul edileceklerdir?
Ayrıca Neandertal insanının bugünün insanından hiçbir
farkı yoktur. Normal bir insan ırkı olan Neanderthal, evrimciler
tarafından uzun yıllar "ilkel bir insan türü" olarak tanıtılmış
ancak 1957 yılında Straus ve Cave isimli anatomistlerin bu fosil
üzerinde yaptıkları incelemeler sonucu Neandertal insanının bizden
farksız olduğu ortaya çıkmıştır. Straus ve Cave'nin Neandertallerle
ilgili olarak hazırladıkları rapor şu cümleyle bitmektedir: "Eğer
tekrar canlandırılsalar, yıkanmaları, traş olmaları ve modern
giysiler giyinmeleri şartıyla New York metrosunda diğer insanlardan
daha fazla dikkat çekecekleri şüphelidir."
9. Sözkonusu dergide "Din ile Bilim
hiçbir zaman birbirleriyle uyuşamazlar" iddiasında bulunulmuştur.
Oysa bu
konu önyargısız bir biçimde incelendiğinde, tam aksine, dinin
öngördüğü Yaratılış'ın bilimsel kriterlerle kanıtlanan bir gerçek,
Evrim Teorisi'nin ise bilimsel kriterler tarafından sürekli yalanlanan
bir dogma olduğu karşımıza çıkmaktadır.
20. yüzyılda
bilim (genetiğin, DNA'nın, hücre organellerinin keşfi, vb.) ve
teknoloji (elektron mikroskobunun bulunuşu, vb.) alanındaki gelişmeler,
evrimin geçersizliğini kesin olarak gözler önüne sermekte ve Yaratılış
gerçeğini desteklemektedir. Dinin ortaya koyduğu Yaratılış gerçeği
tüm bilimlerle ve mantık kurallarıyla tamamen uyum içindedir.
Mantık ve bilim dışı olan ise, canlıların varlığını bilinçsiz
rastlantılara bağlayan evrimcilerin iddialarıdır.
10. Din ile ilgili ikinci bir iddia ise "Din
hastalıkları Tanrının gazabı, bilim diğer mikroorganizmaların
savaşı kabul eder ve çare bulur. Din çocuğunu acı çekerek doğuracaksın
der, bilim acıyı dindirir" şeklindedir.
Nezahat Güventürk'ün
iddiaları gerçek dışıdır. Kuran-ı Kerim'in hiçbir yerinde hastalıklar
için "Allah'ın gazabı" ifadesi kullanılmamaktadır ve İslam hiçbir
zaman mikroorganizmaların savaşını reddetmemiştir. Ayrıca Kuran-ı
Kerim'in hiçbir yerinde "çocuğunu acı çekerek doğuracaksın" tarzında
veya bu anlama gelebilecek bir ifade mevcut değildir.
Hastalıkların,
ağrıların sebeplerini araştırmak, tedavi yöntemlerini bulmak,
İslam'a aykırı bir faaliyet değildir. Aksine, böyle bir çalışma,
Kuran'ın ruhuna uygun bir çabadır. Nitekim, çeşitli tıp dallarında
araştırmalar yapan, tedavi yöntemleri geliştiren birçok müslüman
bilim adamı mevcuttur. Bunlardan bazılarının kitapları on yıllarca
dünyanın çeşitli üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Ama hastalıkların
Allah'ın kudretini gösterdiği de bir gerçektir. Gözle görülemeyecek
küçüklükte bir virüsün, sağlıklı bir insan bedenini güçten düşürmesi,
yatağa bağlaması ve hatta öldürmesi elbette üzerinde düşünülmesi
ve ibret alınması gereken bir konudur. Allah insanlara hastalıkları
dilerse bela, dilerse şifa olarak verir.
11. Sözkonusu makalede altı
çizilmesi gereken ifadelerden biri de şu cümledir: "Din kadere
boyun eğmeyi, bilim kadere başkaldırmayı öğretir."
Kuran-ı Kerim'in bize tanıttığı kader anlayışı Nezahat
Güventürk'ün kafasındaki kader anlayışından çok farklıdır. Kuran'daki
kader anlayışı "eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül
et" (Al-i İmran Suresi, 159) ayeti gibi pek çok ayette
anlatılan, önce "azmetmek", bundan sonra "sonucunu Allah'tan beklemek"tir.
Nezahat Güventürk'ün, İslam'da varmış gibi göstermeye çalıştığı
tembellik ve miskinlik şeklinde bir kader anlayışı kesinlikle
yoktur.
"Kader" konusu,
"zaman" kavramıyla yakından ilişkilidir. Zaman içinde hareket
etmek durumunda olan ve bu sebeple de zamanın değişmez ve mutlak
olduğunu zanneden materyalistler, zamansızlığı kavramayamamakta,
bu sebeple de kader hakkında cahilce ifadeler kullanmaktadırlar.
Oysaki zamanın
mutlak olmadığını, izafi olduğunu gösteren kesin bilimsel kanıtlar
mevcuttur. Bugün gerek Görecelilik Teorisi, gerekse Kuantum mekaniği,
zamanın varlığını sorgulamaktadır.
"Zaman"ın izafi
olduğu bu yüzyılın başında ispatlanmıştır. Albert Einstein tarafından
Görecelilik Kuramı'nda detaylarıyla açıklanan bu gerçeğe göre,
"zaman" zannedildiğinin aksine şartlara göre uzayıp kısalmaktadır.
Mutlak ve değişmez değildir. Ünlü fizikçi Stephen Hawking, Zamanın
Kısa Tarihi isimli kitabında bu konuda şunları söylemektedir:
"Genel Göreliliğin
yine olağanüstü bir sonucu, uzay ve zaman kavramlarımızı kökten
değiştirmesidir (sf.40)... Görelilik Kuramı'nda biricik bir mutlak
zaman yoktur. Bunun yerine herkesin nerede ve nasıl hareket ettiğine
bağlı olarak işleyen kendi özel zaman ölçüsü vardır. (sf.54)"
Einstein, şartlara
göre uzayıp kısalabilen "zaman"ın tamamen de durabileceğini, bu
noktada zamansızlık ve sonsuzluk gibi kavramlarla karşılaşacağımızı
ortaya koymuştur. Fizikçi William Kaufmann bunu şöyle açıklamaktadır:
"Einstein, doğanın
sürprizlerle dolu olduğunu gördü. Özel Görelilik Kuramı der ki
hareket ederken saatler yavaşlar, cetvellerin boyu kısalır ve
ışık hızına yaklaşıldıkça cisimlerin kütleleri sınırsız biçimde
artar (sf.62)... Kara deliği çevreleyen olay ufkunda zaman tümüyle
durur. Eğer bir arkadaşınızı karadeliğe doğru giderken izleyebilseydiniz
saatinin gittikçe yavaşladığını görecektiniz. Olay ufkunu geçtiği
anda da zaman sonsuza değin duracağından arkadaşınızın saati de
duracaktı (sf.77)" (Evrenin ve Yıldızların Oluşumu, 1979)
"Zaman" izafi
olmasının da ötesinde, gerçekte tamamen insan şuurunun bir algı
biçimidir yani insan zihninden bağımsız bir gerçekliği ve varlığı
mevcut değildir. Nitekim serbest uzayda zaman diye bir kavram
yoktur. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz: zamansızlığı anlamayı
sağlayacak fiziksel olaylar sıradan günlük yaşamın dışında olmakla
birlikte, zamansızlık kesin bir gerçektir.
Zamansızlık,
"kader" kavramının anahtarıdır.
Zamana bağımlı
olan ve zamansızlığı kavraması zor olan bizler Kaderi "Allah'ın
herşeyi bir an olarak bilmesi" olarak algılarız. Allah, kendi
yarattığı "zaman"ı her türlü bilir. 50.000 yıl olarak, 1000 yıl
olarak veya yıl, ay, gün, saat, dakika, saniye, salise olarak
bilir. "An" olarak da bilir. "An" olarak bilince (ki "an"ı da
Allah yaratmıştır) bu kader olur.
Sonuç olarak,
kaderin varlığını, bilimin kendisi ispatlamaktadır. Bütün bilim
dalları sözbirliği etmişçesine zamanın ve mekanın izafiliğini
ilan ederken, bilimin "kadere başkaldırabildiğini" iddia etmek
bilimsel olmayacaktır.
(Burada şunu da belirtmek gerekir
ki, bilimde kaydedilen tüm ilerlemeler, bilim adamlarının ağızlarından
çıkan her cümle, yapılan her deney bir kader dahilinde meydan
gelmektedir. Hatta bir materyalistin bu gerçeği çeşitli kelime
oyunlarıyla reddetmesi de kaderi dahilinde meydana gelmektedir)
12. Aynı yazıda "Din yenilik getirmez.
Oysa bilim, her türlü yeniliğe açıktır, insanlar özgür düşünür,
tartışır ve özgür davranırlar" denmiştir.
Din her türlü yeniliğe açıktır. Allah'ın koyduğu
sınırlar belirlidir ve hiçbir zorluk taşımaz. Bunların tümü, toplumsal
huzurun ve güvenliğin sağlanmasına yöneliktir. Bunun dışında bir
sınırlayıcılığı yoktur.
Allah,
Kuran'da insanları sürekli düşünmeye teşvik etmektedir.
Düşünebilen insanlardan bahsetmekte ve evrendeki mükemmelliklere
dikkat çekerek insanları bunları incelemeye yöneltmektedir. |
Allah, Kuran'da insanları sürekli düşünmeye
teşvik etmektedir. Düşünebilen insanlardan bahsetmekte ve evrendeki
mükemmelliklere dikkat çekerek insanları bunları incelemeye
yöneltmektedir. (Nahl Suresi, 10-17) Evrenin sırlarını, insanların
yaratılışını derin derin düşünmelerini ve bu doğrultuda akıllarını
kullanmalarını öğütlemektedir.
Ayrıca Kuran'da
temiz akıl sahiplerinden söz edilir ki bu da hür akıl anlamındadır.
Kuran, Evren'deki delilleri kavrayabilmeyi temiz akıl sahibi olmaya
bağlamaktadır. Örneğin deve (Ğaşiye Suresi, 17-21), sivrisinek
(Bakara Suresi, 26), arı (Nahl Suresi, 68-69) gibi hayvanlara
dikkat çekerek insanların canlıları incelemesini ve sahip oldukları
kusursuz sistemleri kavramasını sağlamaktadır. İnsan vücuduna,
anne karnındaki oluşuma, canlıların yapılarına, teknolojiye ve
bilime dikkat çekmektedir. Böylece gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri
gözlemleyen insanların, bunları sınırsızca düşünmelerini sağlamaktadır.
Oysaki evrimcilerin
sahip olduğu zihniyet katı, önyargılı, yeniliğe kapalı, dogmatiktir.
Bunu gözler önüne seren en açık örneklerden biri evrimci yazar
Prof. Dr. Ali Demirsoy'un şu sözleridir:
"Bir Sitokrom-C'nin
dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denilecek kadar azdır.
Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa bu, evrende
bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir denebilir. Ya da
oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır.
Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde
birinci varsayımı irdelemek gerekiyor." (Kalıtım ve Evrim, sf.61,
1984)
Görüldüğü gibi evrim dogmasını
savunmak uğruna "sıfır denecek kadar az" olan bir olasılık tercih
edilmektedir. Oysa matematiğin kurallarına göre, ortada iki alternatif
açıklama varsa, bunların biri pratikte sıfır anlamına geliyorsa,
diğer ihtimal kabul edilmelidir. Ama, görüldüğü gibi, dogmatizm,
Ali Demirsoy'u ve Ali Demirsoy'la aynı yaklaşıma sahip Aydınlık
dergisi kadrosunu akla ve sağduyuya aykırı bir kabule götürmektedir.
13. Nezahat Güventürk, yazısında,
"Din yenilik getirmez, değişmez katı kuralları ve bunları koruyan,
uymayanları ilkel biçimde cezalandıran gerici koruyucuları vardır"
ifadelerini kullanmıştır.
Bu iddialar gerçekdışıdır.
Kuran'da, her türlü yeniliğe açık, özgürlükçü, demokrat, hoşgörülü,
aklı üstün tutan, hür düşünceyi savunan bir din anlayışı tarif
edilmektedir.
Kuralsız hiçbir
toplum yoktur, olamaz da. Tarih boyunca küçük-büyük her topluluğun
yazılı veya yazılı olmayan kuralları olmuştur. Kamu düzeni ve
toplumsal huzur ancak bu kurallara riayet edilmesiyle muhafaza
edilebilir ki nitekim kural ihlalleri de cezalarla yaptırım altına
alınmış, caydırılmaya çalışılmıştır.
En katı kuralların
uygulandığı ve kural ihlallerinin de en ağır biçimde cezalandırıldığı
siyasal sistem, Doğu Perinçek'in hayran olduğu Komünist Çin'deki
rejimdir. Perinçek ve gurubunun bir benzerini Türkiye'de uygulamak
istedikleri bu komünist sistem, bugüne kadar milyonlarca kişiyi
katletmiştir ve günümüzde de her yıl yüzlerce insanı sırf rejimle
aynı şekilde düşünmüyorlar diye acımasızca öldürmeye devam etmektedir.
14. Aydınlık Dergisi, Evrim Teorisi'ni
yeterince savunmamakla suçladığı kişilere hitaben "bırakınız sizin
veremediğiniz mücadeleyi Cumhuriyet Ordusu versin" diyerek, darwinizmi
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savunacağını iddia etmiş ve sözlerinin
devamında Ordumuzun bu konuyu askeri bir darbe yaparak çözeceği
imasında bulunmuştur.
Darwinizmin yıkılışı askeri bir
darbe olmasını gerektirmez. Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiye
ve hukuka bağlıdır. Darwinizmin yıkılışı beraberinde bir rejim
değişikliğini değil bilimsel gerçekleri getirir. Ordumuz ve Devletimiz
de elbette ki bunu tasvip eder. Türk Ordusu'ndaki hiçbir subay
bu bilimsel gerçekleri reddetmez. Yaratılış'ın bilimsel gerçekleri
karşısında, proteinlerin tesadüfen meydana geldiğine hangi Türk
subayı inanır?
15. Aydınlık Dergisi, Türk Milleti'nin
dini ve manevi değerlerine karşı saldırgan ve saygısız bir tavır
içine girmiş bulunmaktadır.
Bu derginin başyazarı
ve fahri yöneticisi Doğu Perinçek bir maocudur. En büyük hayali,
Mao Tse Tung'un 1949'da Çin'de gerçekleştirdiği komünist ihtilalin
bir benzerini Türkiye'de gerçekleştirmektir. Çin Komünist Partisi'nin
(ÇKP) sadık bir bağlısı olarak Türkiye'deki komünist akımları
ÇKP çizgisinde örgütlemeye çalışmaktadır.
Ulu Önderimiz
Atatürk'ün "görüldüğü yerde ezilmelidir" dediği komünizmi Türkiye'de
yerleştirmeye çalışan Perinçek, bu amaçla, kimi zaman Atatürk
düşmanlığı yapmış, kimi zaman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaretler
yağdırmış, kimi zaman Abdullah Öcalan'la el sıkışıp PKK'ya destek
olmuş, kimi zaman da mukaddesatımıza ve değerlerimize küfretmeye
kalkışmıştır.
Ama Perinçek
ve Aydınlıkçılar ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, Evrim Teorisi'ni
kurtaramazlar. Bu artık dünya çapında çökmüş bir teoridir. BAV
bu yöndeki çalışmalarına sonuna kadar devam edecektir.
Evrim teorisi
19. yy'da ölü olarak doğmuş, suni yöntemlerle yaşatılmaya çalışılmıştır.
Yüzyılımızın ortalarından itibaren de keşfedilen bilimsel gerçeklerle
tüm dünyada geçersizliği kanıtlanmıştır. Ülkemizde ise ne kadar
görmezden gelinmeye çalışıldıysa da BAV'ın katkılarıyla artık
bu gerçekler tüm halkımıza ve ilgili çevrelere duyurulmuştur.
Bu sebeple evrim dogmasına sıkı sıkıya bağlı çevrelerin,
köhnemiş fikirleri savunmaya yönelik her türlü gayreti beyhudedir.
Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm
Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi
Mucize Kelebek: Monark
Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması
Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?
Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR